Bu organizasyonu düzenleyen, katılan, ilgilenen herkese teşekkür ederim
Category Archives: Uncategorized
Miyajima ve Himeji Kalesi
Miyajima ; sular üstündeki mabed. Itsukushima Shinto Mabedi Dünya Kültür Mirasıdır. Ve bunu gerçekten hakediyor. Miyajima adasına yaklaşırken muhteşem Torii ile Japonya’nın engüzel manzarasını görüyordum sanki.
Adaya ayak bastığımızda ise Miyajima’nın meşhur güzel geyikleri bizi karşıladı.
Geyiklerden bihaber olduğumdan görünce çok şaşırmıştım. Oradan aldığımız yemlerle onları elimizle bile besledik. Burada gel-git olayını açıkve net bir şekilde görebilirsiniz. Adanın girişindeki Torii akşamları yürüyerek yanına gidilebilirken gündüz suyun içinde yüzüyor gibidir. Nitekim üstteki resmi de akşam üzeri çekmiştim.
Himeji kalesi, dünya kültür mirası listesinde yer alan eski Japon mimarisinin ayakta kalmış en güzel örneğiymiş. Japonya’da ençok ziyaret edilen kale ünvanına sahip. Beyaz renkli görüntüsü her mevsim ayrı bir güzeldir mutlaka, ama sanırım sonbahar yada ilk baharda bitki örtüsü güzelliğiyle daha muhteşem görünecektir. Uzaktan bakınca sanki pamukla kaplanmış bir şekikde tüm heybeti ile bize bakıyor gibi. Miyajima ve Himeji Kalesi şu ana kadar unutamadığım ve asla da unutamayacağım yerler arasındadır. Tek kelimeyle ikiside muhteşem.
Can Dostlarımız
Yoshiki ve ailesiyle ilk kez Türkiye’de bizi ziyarete geldiklerinde tanıştık. İlk geldiklerinde çocukları yoktu ve bizim Japonya’ya her gittiğimizde 1 tanesi dünyaya geldi. İlk çocukları dünyaya geldiğinde Türk ismi bulmamızı istediler. Ona “Göksel” adını koyduk. İkinci çocuğa da Türk ismi istediler Ona da “Furkan” , Tabii üçüncüyede “Yalın” adını koyduk. Ben arkadaşıma da Coşkun diyorum
. Çocuklara ara sıra da olsa Türk ismiye de sesleniyorlar ve biz bunu duymaktan çok mutlu oluyoruz.
http://www.jigokudani-yaenkoen.co.jp/
Ben aslında öyle çabuk samimiyet kurabilen birisi olmadığım halde her nasılsa birbirimize çok çabuk ısındık ve samimi olduk. Unlu mamuller işlettiği ve benim ekmeği sevdiğimi bildiği için ben Japonya’dayken benim için 10 larca ekmek gönderir. Japonya’ya her gittiğimizde mutlaka ziyaretimize gelir. Hatta, çoğu zaman bizi , benim görmemi istediği yerlere geziye götürür. Çok görmek istediğim Jigokudani Onsen’e de Coşkun götürmüştü. Benim orayı gidip görmeyi çok istediğimi biliyormuydu acaba, yoksa bu bir tesadüfmüydü!!! 2011 de sırf benim doğum günüm için 2-3 günlüğüne Türkiye’ye geldiler.
Yok yok bu birbirimize ısnıma, samimiyetten çok fazla. Biz birbirimizin CAN DOSTLARI yız…
Japonya’ya ilk adım
Japonya’ya ilk gidişimde, gördüğüm gökdelenler, öylesine kalabalık ve modern bir şehir ile karşılaşınca küçükte olsa bir şaşkınlık yaşadım. Japonya’nın her açıdan nekadar gelişmiş olduğunu bildiğim halde, İzlediğim animelerden ve filmlerden olsa gerek, bir samurai ülkesi bekliyordum. İnsan bir şeyi bilir ama bildiği, hayallerinde farklı bir şekildedir ya, sanırım öyle olsa gerek. İlk gittiğim yerleden biri olan Sapporo’ya, en popüler yataklı tren Cassiopeia ile gittik. Heyecanlıydım çünkü; dünyanın en uzun denizaltı tünelinden (53,9 km.) geçecektik. Yolculuğumuz gece olduğundan tabiki farkedemeden geçmişiz.
Sapporo’da ilk günün sonunda otelimize döndüğümüz sırada kar yağmaya başladı. Tekrar çıkıp saatlece yağan kar altında yürüdük. Görevliler o saatte karınca gibi çalışıyor kaldırımlara ve caddelere yağan karları temizleyip kamyonlara dolduruyorlardı. Sonradan öğrendim ki; Topladıkları karları kamyonlarla 雪まつり Yuki matsuri (kar festivali) alanına götürüyorlarmış. Maalesef festival bizim döneceğimiz günden 1 hafta- 10 gün sonra başlayacakmış. Göremedik.
İnşallah tekrar gitmek ve Yuki matsuri zamanında orada olmak nasibolur.









